8 Ocak 2015 Perşembe
MUSTAFA ÇEVLİKLİ
1944 yılında Bünyan’da doğdu.İlk ve ortaokulu Bünyan’da okudu.Kayseri Lisesi’nden mezun oldu.
Erzurum Eğitim Enstitüsünü bitirdi.Ordu’da öğretmenlik yaptı. Bünyan Lisesinde Müdür yardımcılığı ve MüdürBaşyardımcılığı görevinde bulundu.Bünyan Ticaret Lisesinde Müdür olarak hizmet verdi.
1970 yılında öğretmen Türkan Hanımla evlendi.Bu evlilikten ikisi kız bir erkek çocuğu dünyaya geldi.Hepsi de evlendi.
MUSTAFA ÇEVLİKLİ’Yİ KENDİ ANLATIMIYLA TANIYIN.
Ben artık torunlarımla haşir-neşir oluyorum. İnsanın doğup büyüdüğü, çocukluğunun gençliğinin, yaşamının büyük bir bölümünün geçtiği, ecdadının mezarlarının bulunduğu yerden ayrıldıktan sonra özlememesi mümkün olabilir mi? Çocukluğumuzda evimizin bahçesi Kayabaşı’ndan akan suyla sulanırdı. Kayabaşı’nın en yüksek yerinden pırıl pırıl sular çağlayan olarak akar bahçelere ulaşırdı. Suyun yüksekten düşerken rüzgârın etkisiyle savrulması yüzümüze yağmur
damlaları gibi çarpar, bunu bir oyun haline getirir mutlu olurduk. Öyle bir görüntüyü şimdi öyle özlüyorum ki. Havuzlar temizlenirken ırmağın suyu velevin’den akıtılır çağlayanlar yaparak akan suyun gürültüsünü evimizden dinlerdik. Bulanık suyla birlikte havuzdan o kadar çok balık gelirdi. Biz çocuklarda su kesilince balıkları toplar evimize getirirdik. Tavada kızartılan bu balıkların tadını hiçbir yerde bulamıyorum. Pınarbaşı’ndan doğan suyun, kaynak sularının ve derelerin geçtiği terdeki doğal güzelliliği olan bağların, bahçelerin verdiği canlılıkla, yeşilliklerle ismi özdeşleşen yeşil Bünyan’ı özlememek mümkün mü?
Bünyan halısı, Sümerbank yünlü sanayi müessessi olmasına rağmen işi olmayan insanlar çalışmak için başka illere gittiklerinde hem gidenler hem de kalanlar özlemle birbirlerini beklerlerdi. Bizde çocuklarımızın üniversite tahsili için Bünyan’dan ayrılıp İstanbul’a geldiğimizde aynı duygular içerisindeydik. Öyle ki eşim ev eşyalarının büyük bir bölümünü açmadı. Bünyan’a geri dönelim diyordu. İstanbul’da su yoktu. Kalabalıktı. Bünyan’daki güvenden eser yoktu. Bünyan’da çocuklarımız sokakta saatlerce korkusuz oynarlar. Oyunlarını,
oyuncaklarını kendileri hazırlarlar, en küçük bir korku ve endişe aklımıza gelmezdi. Şimdi İstanbul’da torunumun elini sıkıca tutmadan yolda yürüyemiyorum. Bünyan’da evimizin bahçeye bakan odasında Mayıs ayının sonları ile Haziran başlarında sabah pencereyi
açardım odanın içine gül kokusu dolar, gece de bülbül öterdi. Bir hafta önce eşim ile Kadıköy’de yürürken gülleri kokladı; “güller kokmuyorlar “ dedi. Aklıma Karacaoğlan’ın
“ İndim seyran ettim frenkistanı
illeri var bizim ile benzemez
levin tutmuş goncaları açılmış
gülleri var bizim güle benzemez ”
dörtlüğü aklıma geldi. Öyle ki Bünyan’dan iki defa gül fidanı getirdim ama burada tutturamadım.
Bünyan’ın her yerini (Pınarbaşı’nı, Kayabaşı’nı, Kayaaltın’ı, Yuvadereği, Büngüldek, Bük, Dererağan, Çakıllı pınar, Alın pınarı Hazirandan mis gibi çiçek kokan tarlalar arasında ekilmeden boş bırakılan yerlerdeki topladığımız otları ilkbaharda koyaklarda kalan karları toplayıp ta pekmeze katıp yemeyi, süzek yoğurduğunu hafta sonları fırınlarda yaptırıp kahvaltı için evimize getirdiğimiz cıvıklıyı ‘hiç sofraya’ demeden çocukların
sofrada yerlerini almalarını….) özledim.
Bünyan, doğup büyüdüğüm yıllarca çalıştığım, eğitimine katkı yaptığım yeşil ilçem. Ben Marmara’nın göl gibi durgun bir ucunda / sen atılmış gibi yurdun bir ucunda ben sana hasret olarak.. En büyük dileğim, bir zamanlar ekonomik olarak ileri düzeyde olan ilçemin yeniden o zamanki seviyesine erişmek için (Almanya’dan gelen 90 kişilik öğrenci grubuna Kayabaşı’nı gezdirdiğimde, “ burası Kapadokya’dan daha güzel ve etkileyici. Burayı neden tanıtmıyorsunuz? “ dediler. Bütün bu yerleri ve çevredeki ören yerlerini açığa çıkarıp tanıtarak, turizm sayesinde ekonomik düzlüğe çıkması en büyük özlemlerimden biridir.
Mustafa ÇEVLİKLİ
7 Ocak 2015 Çarşamba
HASAN YÜKSEL ŞİİRERİ
GİZLİ
Susuzluktan yanan çöller misali
Yürekten özledim herkesten gizli
Kavrulup kurumuş ağaç timsali
Kök saldım sevdana tenimden gizli
Senden başkasına gözlerim bakmaz
Sevgin hiçbir zaman kalbimden çıkmaz
Bil ki bu can senden ölse de bıkmaz
Yüreğimde sevdan yakıyor gizli
Kulaklarım senin adın duyanda
Yüreğim arar bil seni her yanda
Yanıverir sinem görsen o anda
Gözlerimden yaşlar süzülür gizli
Zalim kader seni daima saklar
Divane gönlüme konmuş yasaklar
Saçlarıma düşer düşerde aklar
Her telini yolar atarım gizli
Bir gül gibi bulsam seni vahada
Bırakmam batsa da artık bir daha
Dikenlerin ilaç olur sabaha
Yüksel için sevdan kalbimde gizli
Yürekten özledim herkesten gizli
Kavrulup kurumuş ağaç timsali
Kök saldım sevdana tenimden gizli
Senden başkasına gözlerim bakmaz
Sevgin hiçbir zaman kalbimden çıkmaz
Bil ki bu can senden ölse de bıkmaz
Yüreğimde sevdan yakıyor gizli
Kulaklarım senin adın duyanda
Yüreğim arar bil seni her yanda
Yanıverir sinem görsen o anda
Gözlerimden yaşlar süzülür gizli
Zalim kader seni daima saklar
Divane gönlüme konmuş yasaklar
Saçlarıma düşer düşerde aklar
Her telini yolar atarım gizli
Bir gül gibi bulsam seni vahada
Bırakmam batsa da artık bir daha
Dikenlerin ilaç olur sabaha
Yüksel için sevdan kalbimde gizli
Hasan Yüksel
Sevdalanmışım Sana
Saysam kaç bahar geçti
Seni sevdim seveli,
Ömrüme ömür kattın
Sana gönül vereli
Daima önümdesin
İçimde kanımdasın
Ne zaman zorda kalsam
Her zaman yanımdasın
Gönlüm seninle doldu
Sevginle mest oldu
Gözlerin bana kafes
Yüreğim mahkum oldu
Çiçek açmış baharım
Sen benim diğer yarım
Sevdalanmışım sana
Sultanım ecem karım
Yüksel der ahu zarım
Hep senin için varım
Sen bana hayat veren
Kelebeğim, bal arım
Seni sevdim seveli,
Ömrüme ömür kattın
Sana gönül vereli
Daima önümdesin
İçimde kanımdasın
Ne zaman zorda kalsam
Her zaman yanımdasın
Gönlüm seninle doldu
Sevginle mest oldu
Gözlerin bana kafes
Yüreğim mahkum oldu
Çiçek açmış baharım
Sen benim diğer yarım
Sevdalanmışım sana
Sultanım ecem karım
Yüksel der ahu zarım
Hep senin için varım
Sen bana hayat veren
Kelebeğim, bal arım
Hasan Yüksel
Aşığıyım Bünyan'ın
| ||||
SÖZLERİN
Her gün sevdiğini söylerken bana
Bilmiyorum şimdi, ne yaptım sana
Yürek yarasından dökülen kana
Dikenli de olsa taçtı sözlerin
Yoluna serdiğim, gonca gülleri
Unuttun yalvarıp, döktün dilleri
Hasretle kavuşmuş, olan elleri
Koparıp yalanlar, saçtı sözlerin
Yalanı söyleyen, dilini dilsem
Sevdamız yalanmış, geçmişi silsem
Sana karşı suç mu işledim bilsem
Doğru söylemekten kaçtı sözlerin.
Yüksel ilaç sanıp adın heceler
Sayıklamışım boş yere geceler
Aldanmışım meğer sana niceler
Sinemde yaralar açtı sözlerin
Bilmiyorum şimdi, ne yaptım sana
Yürek yarasından dökülen kana
Dikenli de olsa taçtı sözlerin
Yoluna serdiğim, gonca gülleri
Unuttun yalvarıp, döktün dilleri
Hasretle kavuşmuş, olan elleri
Koparıp yalanlar, saçtı sözlerin
Yalanı söyleyen, dilini dilsem
Sevdamız yalanmış, geçmişi silsem
Sana karşı suç mu işledim bilsem
Doğru söylemekten kaçtı sözlerin.
Yüksel ilaç sanıp adın heceler
Sayıklamışım boş yere geceler
Aldanmışım meğer sana niceler
Sinemde yaralar açtı sözlerin
Hasan Yüksel
Ne Vardı Bırakıp Gidecek
Söyle, ne vardı bırakıp gidecek,
Buralardan ayrı düşüp uzaklaşacak.
Söyle, ne geldi aklına birden bire,
Her şeyi yıkıp geride bırakacak kadar.
Hani düşlerin, hani umutların var dı…
Önümüzde ki ilkbaharda sözlenecektin,
Yuva kurup, krallar gibi evlenecektin.
Ah ulan ah, Mevlüt…
Bu muydu verdiğin sözlerin.
Şimdi kara kara düşünüp,
Ne zaman dönecek bu hayta diye,
Bak yollarını gözlüyorum.
Hani hatırlıyor musun? ..
Kurulmuştuk ta seninle bir sedire,
Bir paket sigaranın dibini kökleyerek…
Gelecekle ilgili planlar yapmıştık, ha bire.
Bir de peşinden türkü patlatıp keyif yapmıştık.
Ne sözler vermiştik birbirimize…
Kuytu da olsa bir köşede,
Dükkan açmayacak mıydık? ..
Doldurup içine malları,
Birlikte satmayacak mıydık? ..
Bir de dükkanın önüne atıp iskemleleri,
Kurulup el aleme keyif yapmayacak mıydık? ..
Hep kızıp duruyordun ya Berduş Muzaffere:
“Bir gün elimden kimse alamayacak,
Kafasını kıracağım bu sefer”
Diyordun ya, hani ne oldu?
Bak adam bizden önce davranıp
Bir dükkanın önüne kurulacak oldu.
Bu muydu oğlum senin adamlığın…
Bir ben miyim sanki yakmadığın..
Hani sen değil miydin deli gibi seven? ..
“Bir gün kıyacağım nikahı şu Mualla’ya” diyen.
Yoksa Mualla’mı neden oldu böyle kaybolup gitmene? „
Kızı da perişan ettin oğlum.
Korkarım bir gün sana kızıp canına kıyacak.
Ya da seni bulduğu yerde bir kaşık suda boğacak.
İşte acırım o zaman sana.
Gam keder olur bana.
Ya anana babana ne demeli…
Senin yüzünden, üzüntülerinden harap oldular.
Perişan olup senin için sararıp soldular.
Bu muydu oğlum senin adamlığın?
Hangi köşede, hangi cehennemdeysen,
Bir haber gönder be oğlum.
Sen değimliydin bu dünyanın anasını satan
Sen değimliydin her suçu Kahpe feleğe atan.
Bak oğlum sen oldun şimdi çamura yatan.
Hani senin şefindim
Bir soluk nefesindim
Ne oldu bir kalemde silip attın mı her şeyi?
Unuttun mu seni sevenleri? ..
Ah ulan Mevlüt! ..
Ne vardı bırakıp gidecek.
Neredeysen dön artık, dön gel be oğlum…
Buralardan ayrı düşüp uzaklaşacak.
Söyle, ne geldi aklına birden bire,
Her şeyi yıkıp geride bırakacak kadar.
Hani düşlerin, hani umutların var dı…
Önümüzde ki ilkbaharda sözlenecektin,
Yuva kurup, krallar gibi evlenecektin.
Ah ulan ah, Mevlüt…
Bu muydu verdiğin sözlerin.
Şimdi kara kara düşünüp,
Ne zaman dönecek bu hayta diye,
Bak yollarını gözlüyorum.
Hani hatırlıyor musun? ..
Kurulmuştuk ta seninle bir sedire,
Bir paket sigaranın dibini kökleyerek…
Gelecekle ilgili planlar yapmıştık, ha bire.
Bir de peşinden türkü patlatıp keyif yapmıştık.
Ne sözler vermiştik birbirimize…
Kuytu da olsa bir köşede,
Dükkan açmayacak mıydık? ..
Doldurup içine malları,
Birlikte satmayacak mıydık? ..
Bir de dükkanın önüne atıp iskemleleri,
Kurulup el aleme keyif yapmayacak mıydık? ..
Hep kızıp duruyordun ya Berduş Muzaffere:
“Bir gün elimden kimse alamayacak,
Kafasını kıracağım bu sefer”
Diyordun ya, hani ne oldu?
Bak adam bizden önce davranıp
Bir dükkanın önüne kurulacak oldu.
Bu muydu oğlum senin adamlığın…
Bir ben miyim sanki yakmadığın..
Hani sen değil miydin deli gibi seven? ..
“Bir gün kıyacağım nikahı şu Mualla’ya” diyen.
Yoksa Mualla’mı neden oldu böyle kaybolup gitmene? „
Kızı da perişan ettin oğlum.
Korkarım bir gün sana kızıp canına kıyacak.
Ya da seni bulduğu yerde bir kaşık suda boğacak.
İşte acırım o zaman sana.
Gam keder olur bana.
Ya anana babana ne demeli…
Senin yüzünden, üzüntülerinden harap oldular.
Perişan olup senin için sararıp soldular.
Bu muydu oğlum senin adamlığın?
Hangi köşede, hangi cehennemdeysen,
Bir haber gönder be oğlum.
Sen değimliydin bu dünyanın anasını satan
Sen değimliydin her suçu Kahpe feleğe atan.
Bak oğlum sen oldun şimdi çamura yatan.
Hani senin şefindim
Bir soluk nefesindim
Ne oldu bir kalemde silip attın mı her şeyi?
Unuttun mu seni sevenleri? ..
Ah ulan Mevlüt! ..
Ne vardı bırakıp gidecek.
Neredeysen dön artık, dön gel be oğlum…
Hasan Yüksel
DAĞ ÇİÇEĞİM
Güneş görmeyen bir koyakta,
Yapa yalnız kalmış
Dağ çiçeğim,
Issız dağların
Bağrına sığınırsın bilirim.
Yaz günü yaprağına
Hazan yeli değmiş
Dağ çiçeğim.
Gül yaprağına çiğ değmiş gibi
Boynun bükük kalırsın bilirim.
Bilirim tebessüm etmez
Kan kırmızı dudakların.
Ne kadar ahh etsen de
Kimse bilmez ki derdini.
Bilirim gurbet acısı çeker
Her bir yaprağın.
İnci gibi düşse de,
Her bir damla yağmur dalına,
Bir kırağı gibi çöker üstüne.
Kaldıramaz
Kırılıp dağılırsın cam gibi.
Kanadı kırık kuş misali
Uçamazsın bilirim,
Bilirim bekleyenler var seni
Taa uzaklarda bir yerde
Ama ne çare
Ne çare,
Gurbet sancısı dinmez içinde
Ne yapsan da bu dert iflah olmaz
Susup beklersin,
Korkup beklersin
Öfkeyle beklersin
Ve toprak seni salmaz
Yeniden doğmayı beklersin.
Sararmış solmuş hayallerinle
Kurtulmayı beklersin,
İnadına, ama inadına,
Yeni umutlarla,
Yeniden doğmak için
yeşermeyi bekler
Kaldırıp atarsın
Çatlamış tohumu.
Bir daha,
Bir daha derken
Omuzlarındaki sonbahar sancısıyla
Yapraklarına çakır dikenleri batar
Kuruyup kalırsın
Dağ çiçeğim.
05.02.2012
Yapa yalnız kalmış
Dağ çiçeğim,
Issız dağların
Bağrına sığınırsın bilirim.
Yaz günü yaprağına
Hazan yeli değmiş
Dağ çiçeğim.
Gül yaprağına çiğ değmiş gibi
Boynun bükük kalırsın bilirim.
Bilirim tebessüm etmez
Kan kırmızı dudakların.
Ne kadar ahh etsen de
Kimse bilmez ki derdini.
Bilirim gurbet acısı çeker
Her bir yaprağın.
İnci gibi düşse de,
Her bir damla yağmur dalına,
Bir kırağı gibi çöker üstüne.
Kaldıramaz
Kırılıp dağılırsın cam gibi.
Kanadı kırık kuş misali
Uçamazsın bilirim,
Bilirim bekleyenler var seni
Taa uzaklarda bir yerde
Ama ne çare
Ne çare,
Gurbet sancısı dinmez içinde
Ne yapsan da bu dert iflah olmaz
Susup beklersin,
Korkup beklersin
Öfkeyle beklersin
Ve toprak seni salmaz
Yeniden doğmayı beklersin.
Sararmış solmuş hayallerinle
Kurtulmayı beklersin,
İnadına, ama inadına,
Yeni umutlarla,
Yeniden doğmak için
yeşermeyi bekler
Kaldırıp atarsın
Çatlamış tohumu.
Bir daha,
Bir daha derken
Omuzlarındaki sonbahar sancısıyla
Yapraklarına çakır dikenleri batar
Kuruyup kalırsın
Dağ çiçeğim.
05.02.2012
BATIP GİDİYOR
Sanırdım gönül buz tutup karlanmış,
Yürek sevdalanmış yakıp gidiyor
İnceden inceden bir kor harlanmış
Aşkım nehir olmuş akıp gidiyor
Akıllanmaz yine gönül bağlarsın
Yar terk edip gider bir gün ağlarsın
Kaderimmiş deyip yürek dağlarsın
Kader yumruğunu çakıp gidiyor
Canan bir ok atmış bana bakıyor
Sarhoş gönül, akla meydan okuyor
Kader ağını yavaşça dokuyor
Yürek bel bağlamış atıp gidiyor
Sevda senin için dikenli bir gül
Dikenli bahçede gördüğün sümbül
Kavuşamaz hiç bir an güle bülbül
Gül soldu dikeni batıp gidiyor
Yüksel kanma sakın tutsak gönlüne
Ne geçecek bundan sonra eline
Kapılma bir kuru aşkın seline
Zaman kahpe olmuş satıp gidiyor.
Hasan Yüksel. 21.11.2014
Sanırdım gönül buz tutup karlanmış,
Yürek sevdalanmış yakıp gidiyor
İnceden inceden bir kor harlanmış
Aşkım nehir olmuş akıp gidiyor
Akıllanmaz yine gönül bağlarsın
Yar terk edip gider bir gün ağlarsın
Kaderimmiş deyip yürek dağlarsın
Kader yumruğunu çakıp gidiyor
Canan bir ok atmış bana bakıyor
Sarhoş gönül, akla meydan okuyor
Kader ağını yavaşça dokuyor
Yürek bel bağlamış atıp gidiyor
Sevda senin için dikenli bir gül
Dikenli bahçede gördüğün sümbül
Kavuşamaz hiç bir an güle bülbül
Gül soldu dikeni batıp gidiyor
Yüksel kanma sakın tutsak gönlüne
Ne geçecek bundan sonra eline
Kapılma bir kuru aşkın seline
Zaman kahpe olmuş satıp gidiyor.
Hasan Yüksel. 21.11.2014
Onur Duysaydım
Bastığın toprakta ayak izlerin
Olabilseydim de onur duysaydım
Kulaklarda çınlar sünnet sözlerin
Duyabilseydim de onur duysaydım
Canlara can veren bir tek telini
Tutabilmek için senin elini
Arkandan yürüyen ümmet selini
Görebilseydim de onur duysaydım
Hiç durmadan seni anan dilleri
Avuç açıp dua eden elleri
Kokunu savurup esen yelleri
Tutabilseydim de onur duysaydım
Dolansaydım kuşak gibi belinde
Tek bir cümle bile olsam dilinde
Çevirdiğin tespih senin elinde
Olabilseydim de onur duysaydım
Yüksel der seninle uysam sünnete
Kul olup kapında ersem himmete
Nur cemalin görüp senle cennete
Girebilseydim de onur duysaydım
Hasan Yüksel
ATABEY KILIÇ
ATABEY KILIÇ
Prof. Dr. Atabey Kılıç (1965 - ….)
10 Kasım 1965 tarihinde Kayseri'nin Bünyan ilçesine bağlı Koççağız köyünde doğdu. İlkokulun ilk iki senesini Almanya'nın Esslingen şehrinde, devamını Kayseri Kılıçarslan İlkokulu'nda okudu. Orta ve lise tahsilini ise 1977-1983 yılları arasında Kayseri Fevzi Çakmak Lisesi'nde yaptı. 1983 yılında girdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1987 Haziran'ında mezun oldu. Mezuniyet tezi olarak "Tezkire-i Rızâ, Metin-İnceleme" adlı çalışmayı hazırladı.
1987 yılı sonunda Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü'nce açılan Türk Dili okutmanlığı sınavına girerek başarılı oldu.
1988 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yüksek lisans programına başladı. 17. asrın önemli şahsiyetlerinden Mehmed b. Mehmed Altıparmak ve eserleriyle ilgili olan "Üskübî'nin Şerh-i Telhîs'i" adındaki master tezi 6.9.1990 tarihinde jüri tarafından başarılı bulunarak kabul edildi.
1990 yılında adı geçen enstitüye bağlı olarak doktora programına başladı. 18. yy.'ın en meşhur âilelerinden olan Mîrzâ-zâdeler âilesinin tanınmış fertlerinden Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî'nin hayatı, âilesi, edebî kişiliği, eserleri ve Divan'ının tenkitli metni ile ilgili olan "Ahmed Neylî Divanı" adlı tezi 4.11.1994 tarihinde jüri tarafından başarılı bulunarak kabul edildi.
1995 Temmuz'unda Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaya başladı.
30 Haziran 2000 tarihinde, Ege Üniversitesi’ndeki görevinden ayrıldı, 3 Temmuz 2000 tarihinde Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yine yardımcı doçent olarak hizmet etmeye başladı. Yaklaşık bir ay sonra da adı geçen bölümün Eski Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı başkanlığına atandı.
18.06.2002 tarihinde yapılan sınavla “Eski Türk Edebiyatı” alanında doçent unvan ve yetkisini kullanmaya hak kazandı. 23.10.2007 tarihinde profesör oldu. Hâlen Erciyes Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Eski Türk Edebiyatı Anabilim dalında görev yapmaktadır.
Yabancı dili İngilizcedir. Evli ve Cangül Seda, Nefika Senâ, Halime Edâ ve Gül Nisâ isimli dört kızı vardır.
Kitapları:
1. Üskübî’nin Şerh-i Telhîs’i (Basılmamış yüksek lisans tezi), İzmir 1990.
2. Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî ve Dîvânı, (Doktora Tezi), İzmir 1994. (1. Baskı: Mîrzâ-zâde Ahmed Neyli ve Divanı, Kitabevi, İstanbul 2004.)
3. Mürîdî ve Pend-i Ricâl Adlı Mesnevîsi (İnceleme-Metin-Dizin), Laçin, Kayseri 2001. (2. Baskı: Mürîdî ve Pend-i Ricâl Mesnevîsi, (İnceleme-Tenkitli Metin-Dizin), Akademi Kitabevi, İzmir 2005.)
4. Mustafâ bin Osmân Keskin, Manzûme-i Keskin (İnceleme-Metin-Sözlük), Laçin, Kayseri 2001.
5. 18. yy.’ın Meşhur Ailelerinden Mîrzâ-zâdeler, Laçin, Kayseri 2001.
6. Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesi El Yazmaları Alfabetik Kataloğu I (Türkçe-Arapça-Farsça), Laçin, Kayseri 2001.
7. Bî-Nokta Tecellî Dîvânı, (Metin-İndeks), Laçin, Kayseri 2001.
8. Eski Türk Edebiyatı Üzerine Yazılar, Laçin, Kayseri 2001.
9. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni (12-13 Nisan 2001)/Bildiriler, c.1-2 (Yayına hazırlayan komisyonda), Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yayınları, Kayseri 2001.
10. II. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni, 10-12 Nisan 2006, Bildiriler (Yayına hazırlayan komisyonda), Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2007.
11. Ahmed Hamdî Belâgat-ı Lisân-ı Osmânî (İnceleme-Metin-Dizin), Laçin, Kayseri 2007.
12. Bosnavî Mehmed Necîb, Sübha-i Sıbyân Şerhi Hediyyetü’l-İhvân (İnceleme-Metin), Laçin, Kayseri 2007.
13. Manzum Sözlük Mecmuası (Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi 4026) Tuhfe-i Vehbî-Tuhfe-i Şâhidî-Sübha-i Sıbyân, Laçin, Kayseri 2007.
14. Turkish Studies, International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 2/3, (Tunca Kortantamer Özel Sayısı-I), (Editörlük, Sibel Üst ile birlikte), Summer 2007.15. Turkish Studies, International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 2/4, (Tunca Kortantamer Özel Sayısı-II), (Editörlük, Sibel Üst ile birlikte), Winter 2007.
15. Klâsik Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler, Turkish Studies Yayınları, Ankara 2007
(Not: Koçcağız Köyü Yakın zamanda Talas'a bağlanmıştır.)
Prof. Dr. Atabey Kılıç (1965 - ….)
10 Kasım 1965 tarihinde Kayseri'nin Bünyan ilçesine bağlı Koççağız köyünde doğdu. İlkokulun ilk iki senesini Almanya'nın Esslingen şehrinde, devamını Kayseri Kılıçarslan İlkokulu'nda okudu. Orta ve lise tahsilini ise 1977-1983 yılları arasında Kayseri Fevzi Çakmak Lisesi'nde yaptı. 1983 yılında girdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1987 Haziran'ında mezun oldu. Mezuniyet tezi olarak "Tezkire-i Rızâ, Metin-İnceleme" adlı çalışmayı hazırladı.
1987 yılı sonunda Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü'nce açılan Türk Dili okutmanlığı sınavına girerek başarılı oldu.
1988 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yüksek lisans programına başladı. 17. asrın önemli şahsiyetlerinden Mehmed b. Mehmed Altıparmak ve eserleriyle ilgili olan "Üskübî'nin Şerh-i Telhîs'i" adındaki master tezi 6.9.1990 tarihinde jüri tarafından başarılı bulunarak kabul edildi.
1990 yılında adı geçen enstitüye bağlı olarak doktora programına başladı. 18. yy.'ın en meşhur âilelerinden olan Mîrzâ-zâdeler âilesinin tanınmış fertlerinden Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî'nin hayatı, âilesi, edebî kişiliği, eserleri ve Divan'ının tenkitli metni ile ilgili olan "Ahmed Neylî Divanı" adlı tezi 4.11.1994 tarihinde jüri tarafından başarılı bulunarak kabul edildi.
1995 Temmuz'unda Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaya başladı.
30 Haziran 2000 tarihinde, Ege Üniversitesi’ndeki görevinden ayrıldı, 3 Temmuz 2000 tarihinde Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yine yardımcı doçent olarak hizmet etmeye başladı. Yaklaşık bir ay sonra da adı geçen bölümün Eski Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı başkanlığına atandı.
18.06.2002 tarihinde yapılan sınavla “Eski Türk Edebiyatı” alanında doçent unvan ve yetkisini kullanmaya hak kazandı. 23.10.2007 tarihinde profesör oldu. Hâlen Erciyes Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Eski Türk Edebiyatı Anabilim dalında görev yapmaktadır.
Yabancı dili İngilizcedir. Evli ve Cangül Seda, Nefika Senâ, Halime Edâ ve Gül Nisâ isimli dört kızı vardır.
Kitapları:
1. Üskübî’nin Şerh-i Telhîs’i (Basılmamış yüksek lisans tezi), İzmir 1990.
2. Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî ve Dîvânı, (Doktora Tezi), İzmir 1994. (1. Baskı: Mîrzâ-zâde Ahmed Neyli ve Divanı, Kitabevi, İstanbul 2004.)
3. Mürîdî ve Pend-i Ricâl Adlı Mesnevîsi (İnceleme-Metin-Dizin), Laçin, Kayseri 2001. (2. Baskı: Mürîdî ve Pend-i Ricâl Mesnevîsi, (İnceleme-Tenkitli Metin-Dizin), Akademi Kitabevi, İzmir 2005.)
4. Mustafâ bin Osmân Keskin, Manzûme-i Keskin (İnceleme-Metin-Sözlük), Laçin, Kayseri 2001.
5. 18. yy.’ın Meşhur Ailelerinden Mîrzâ-zâdeler, Laçin, Kayseri 2001.
6. Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesi El Yazmaları Alfabetik Kataloğu I (Türkçe-Arapça-Farsça), Laçin, Kayseri 2001.
7. Bî-Nokta Tecellî Dîvânı, (Metin-İndeks), Laçin, Kayseri 2001.
8. Eski Türk Edebiyatı Üzerine Yazılar, Laçin, Kayseri 2001.
9. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni (12-13 Nisan 2001)/Bildiriler, c.1-2 (Yayına hazırlayan komisyonda), Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yayınları, Kayseri 2001.
10. II. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni, 10-12 Nisan 2006, Bildiriler (Yayına hazırlayan komisyonda), Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2007.
11. Ahmed Hamdî Belâgat-ı Lisân-ı Osmânî (İnceleme-Metin-Dizin), Laçin, Kayseri 2007.
12. Bosnavî Mehmed Necîb, Sübha-i Sıbyân Şerhi Hediyyetü’l-İhvân (İnceleme-Metin), Laçin, Kayseri 2007.
13. Manzum Sözlük Mecmuası (Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi 4026) Tuhfe-i Vehbî-Tuhfe-i Şâhidî-Sübha-i Sıbyân, Laçin, Kayseri 2007.
14. Turkish Studies, International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 2/3, (Tunca Kortantamer Özel Sayısı-I), (Editörlük, Sibel Üst ile birlikte), Summer 2007.15. Turkish Studies, International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 2/4, (Tunca Kortantamer Özel Sayısı-II), (Editörlük, Sibel Üst ile birlikte), Winter 2007.
15. Klâsik Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler, Turkish Studies Yayınları, Ankara 2007
(Not: Koçcağız Köyü Yakın zamanda Talas'a bağlanmıştır.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









